5 Temmuz 2011 Salı

seni sevmek

yer ile gök arasında ki ahenk,
siyah ile beyazın arafında kalmış bir sözcük,
dilin söyleyemediği, gözün göremediği,
yalnızca tenin hissedebildiği bir duygu,
tarifi olmayan ve edilemeyen,
pastoral bir şiirdir ve bu şiirin adıdır,tadıdır idil...
bembeyaz bir sayfaya yazmak,
seni beni ve gelecekteki bizi yani herşeyi sığdırmaya çalışmak,
belki de umarsızca uğraşmak...
aralık kalan neresi varsa şu hayatta, neresi varsa keşfedilmemiş,
yeni bir kıta, bir ada belki de bir kayalık,
belki de yeni dünya da ufacık bir mezra...
mutluluk beyaz bir kağıda bakmaksa seninle,
ve mutluluk beyaz bir kağıda yazmaksa seninle,
aklımıza gelen herşeyi, düşünmeden ve ölçüp biçmeden,
çizmekse bütün boyaları kullanıp dünyanın en güzel,
ve dünyanın en renkli, dünyanın en gerçekçi resmini,
işte mutluluk yaşanılası olur ve bu gerçekten mutluluktur ...
her gece aynı yastığa baş koyuyorsan,
her sabah aynı yastıkta uyanıyorsan,
gün içinde sesini duyunca heyecanlanıyorsan,
konuşunca özleyip, susunca da merak ediyorsan,
ve karnına giriyorsa kramplar zaman zaman,
boğazına düğümleniyorsa bişeyler anlamsız anlamsız,
ve unutuyorsan bütün işlerini bir çırpıda,
ve her gece aynı koltuğa sıkışıyorsak tek kişilik,
kalbin göğsümde atıyorsa, ve saldırıyorsa bedenime,
bunun adı ise yaşanılası aşktır...
beraber yapıyorsak yemeği ve topluyorsak masayı,
yıkıyorsak ardından bulaşığı,
gidiyorsak beraber pazara ve alışverişe,
gelebiliyorsam haftada üç gün elimde papatyalarla eve,
güldürebiliyorsam yüzünü çocuklar gibi,
görebiliyorsam o ışığı gözlerinde ki,
öpebiliyorsam en sıcak, en yorgun,
en üryan gecenin ardından kan ter içinde dudaklarından,
kalbim saldırırken göğsüne,
duyuyorsa kulakların ''seni'yle başlayıp seviyorum'la biten o iki kelimelik cümleyi,
fısıldıyorsam kulaklarına sesim kısılırcasına haykırarak,
buna da sevgi denir ve en güzelidir aslında...
bu da giderken son sözümdür duygularımı belki bir nebe anlatan,
sakın unutma bunu ve aklından çıkarma,
canım, aşkım, sevgilim, bir tanem, prensesim, papatyam,
şiirim ve şiir yazdıranım,

'' seni seviyorum''

28 Şubat 2011 Pazartesi

kayıp

sevmek için biraz geç, sevişmek için ise daha erken,
arada bir hayat yaşıyoruz, mavi gözyaşlarıyla ıslanmış,
kimi zaman da yalnızken, bazende ağlıyoruz,
ama çoğu zaman kayboluşların kazanıldığı,
kazanırken de bir çok şeyin kaybedildiği bir hayat,
aşkı kaybettik aslında,
aşkımızı, aşklarımızı,
insanlığımızı kaybettik,
yaşamı kaybettik ve ölümü,
kendimizi kaybettik aslında,
ve öldük sonunda...

gittim

kaçtım bu şehirden sesini de arkamda bırakarak,
gittim bile bile,
sebebini ne ben bildim,
nede sana dedim,
zaten desemde bilemezdin...

26 Şubat 2011 Cumartesi

mesela

bugün dünyanın en güzel sabahına uyandım
ve bugün o kadar güzel,
o kadar aydınlık ki
üç yüz altmışbeş günden en güzeli bu bugün
belki de geride kalan üç yüz altmış dört gün
kıskanabilir utanmadan sadece bu bir günü...
bugün bütün güneşler bana doğabilir
bütün günaydınlar bana söylenebilir mesela,
bugünü güzel yapan herşey benim içindir
güneş benim için doğar
yağmur benim için yağar
rüzgar ise sadedece bana fısıldar adını...
bugün dünyanın en güzel sabahına uyandım
akşamın mayhoşluğu üzerimdeydi daha
saçın ise yüzümdeyken aldım ilk nefesimi
ve o kadar masumdu ki gece,
iki beden arasında ki incecik mesafe,
iki nefes arasındaki incecik mesafeydi aramızda olan
gözlerimi bile açamadım sanırım biraz da korktum
uyanmaktan mesela...
uyandırma beni, kendini de uyandırma sakın
bırak devam etsin bu rüya gidebildiği kadar
ansızın çalan bir alarmımız olmasın bizim
uykunun en güzel yerini bölen...
adını sürekli fısıldayayım kulağına
arkası gelmese de olur mesela sadece adını ve adımı...
varsın otobüsler de geçsin günlerim
çok mu zor ki bana bunlar,
zaten küçükken de severdim ben otobüsleri mesela...
bazen şöför olurdum bazende yolcu
nereye gittiğine karar veremeyen...
mesela yirmili yaşların son heyecanını yaşasak
mesela ansızın çıkagelsem sana ceketimi giyip
sen kapıyı açsan beni karşında görünce şaşırsan
sonra boynuma sarılsan ve saçın yüzüme gelse mesela
saatlerce kalsam ben orda olmaz mı ki
orda nefes alsam orda versem tekrar nefesimi
orda konuşsam seninle
orda uyusam ve orda uyansam
ordayken desem ki sana ''günaydın...''
hatta konuşmasak ve öylece kalakalsam orda
sessizce bir süre...
aslında bugün en güzel sabaha uyandım ben,
nasıl ki en güzel geceye yattıysam sessizce...
uyurken gördüğüm son şey,
uyanırken gördüğüm ilk şey olman,
geceyi ve sabahı güzel yapan,
aslında seni bana güzel yapan,
bir şey var aramızda gerçekten,
gizli ve saklı kalamayan...

23 Şubat 2011 Çarşamba

sanırım

şu an o kadar çok şey yazabilirim ki sana,
ve sana şu an yüzlerce yüzyıl yazabilirim...
mesela zamanı durdurabilir,
güneşi doğurabilirim,
dört mevsim kar yağdırabilirim mesela,
ne biliyim, denizi getirebilirim istersen...
ve sana o kadar çok şey yazabilirim ki;
binlerce kelime bulabilir,
yüzlerce cümle kurabilirim,
mesela dünyanın en büyük sayfalarını doldurabilirim,
dünyanın en canlı resmini çizebilir,
dünyanın en güzel şarkısını çalabilirim,
aslında daha çok şey yazabilirim buraya yapabildiğim,
bir de unutmadan,
yazdıklarım dışında bir şey daha var ki,
bunları yaparken yüzünü güldürebilirsem eğer,
sanırım seni birazda olsa mutlu edebilirim...

21 Şubat 2011 Pazartesi

''sabah uyandığımda gördüğüm ilk şey,
gözlerimi kapatmadan gördüğüm son şey'' olmak,
ya da olmamak diye başladı herşey,
kelimeler sustu ve gözler konuştu ardından,
eller birleşti, saçlar karıştı, isimler karıştı,
sanırım adı aşktı...
sustu harfler, konuştu gece
sadece o an açıldı kapılar ardına kadar,
ve kısa bir süreliğine de olsa güzeldi gece
gece o kadar sessizdi ve sakindi, su gibiydi;
yavaş, derinden ve serin,
ateş gibiydi sıcak, sinsi ve renkli
bahar gibiydi canlı, susamış ve heyecanlı...
konuştum, konuştun ve sustuk
sanırım adı aşktı...
''sen nerdeydin'' diye başladı cümle
''peki sen nerdeydin'' diye bitti ardından...